Mert ve Yıldız Robotunun İcat Öyküsü

Mert ve Yıldız Robotunun İcat Öyküsü

Konu: Şehrin ortasındaki Yıldız İlkokulu’nda okuyan on yaşındaki Mert, eski eşyaları kurcalamayı, tamir etmeyi ve yeni şeyler icat etmeyi çok seven meraklı bir çocuktur. En büyük hayali, geri dönüşüm malzemelerinden bir robot yapmaktır. Arkadaşı Ada’nın matematiksel desteği, ailesinin sabrı, eskici amcanın cömertliği ve öğretmeninin teşvikiyle, Mert, şehrin “Küçük Mucitler Bilim Fuarı”na katılır. Parça parça, zorluk zorluk, hayalindeki robotu yapar. Masal, merakın, yaratıcılığın, sabrın ve asla vazgeçmemenin gücünü anlatır.

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, büyük şehrin gürültülü caddelerinden birinde, metro hattının hemen yanı başında, kırmızı tuğla duvarlı, geniş pencereli, bahçesinde eski bir ceviz ağacı olan, yirmi beş yıldır aynı yerde duran, üç katlı, sıcacık bir okul binası varmış. Bu okulun adı, kapısındaki tabeladan okunuyormuş: “Yıldız İlkokulu”.

Yıldız İlkokulu’nun dördüncü sınıfında, Mert isimli on yaşındaki bu çocuk kumral saçlı, çilleri burununda ve yanaklarında dağılmış, gözleri fındık rengi, her zaman bir şeyler kurcalayan, parçalayan, sonra tekrar birleştiren meraklı bir çocuktu. Annesi, ona “Küçük Mucit” derdi. Babası ise, “Senin kafana bir tornavida takılsa, dünyayı tamir edersin,” şakası yapardı. Mert, bu lafları severdi. Çünkü o, gerçekten de tamir etmeyi, kurcalamayı, anlamayı seviyordu.
Mert’in odası, bir mucit atölyesini andırırmış. Masanın üzerinde, eski saatler, bozuk radyolar, çıkarılmış pil yatakları, renkli teller, lehim makinesi, tornavidalar, pense, maket bıçağı, yapıştırıcılar, kartonlar, plastik şişeler, tekerlekler, motorlar, lambalar… Her köşede bir proje, her çekmecede bir fikir. Duvarında, kendi çizdiği icat şemaları asılıydı. “Güneş Enerjili Şapka”, “Kendi Kendini Süpüren Ayakkabı”, “Konuşan Çöp Kutusu”… Hepsi, henüz tamamlanmamış, ama hepsi bir gün tamamlanacakmış gibi duruyordu.

Mert ve Yıldız Robotunun İcat Öyküsü

Ama Mert’in en büyük hayali, bir robot yapmakmış. Gerçek bir robot. Hareket eden, konuşan, belki de dans eden bir robot. Bu hayal, onu her gece uykusuz bırakırmış. Yatağında, tavana bakarak, robotun parçalarını hayal eder, sabah kalkar, çizimler yapar, parçalar ararmış.

Mert’in en yakın arkadaşı, Ada vardı. Ada, aynı sınıfta, sıranın hemen arkasında oturur, örgülü saçları siyah, gözlükleri mor çerçeveli, her şeyi not alan, düzenli, metodik bir kızdı. Ada, matematikte sınıf birincisiydi. Ama resimde, pek yetenekli değildi. Mert ise, matematikte zorlanırdı ama resimde ve el becerisinde çok iyiydi. İkisi, birbirlerini tamamlarlardı. Ada, Mert’in matematik ödevlerine yardım eder, Mert ise Ada’ya maket yapımında destek olurdu.
Bir gün, teknoloji dersinde, öğretmenleri Selim Bey, sınıfa bir duyuru yapmış. “Çocuklar, bu yıl ilk kez, şehrimizde ‘Küçük Mucitler Bilim Fuarı’ düzenlenecek. Okullar, projelerle katılacak. En iyi proje, şehir müzesinde sergilenecek. Başvurular, iki ay sonra.”
Mert’in kalbi, göğsünde kuş gibi çarpmaya başlamış. “Robot!” diye bağırmış, ayağa fırlayarak. “Ben robot yapacağım!”
Sınıf, kahkaha atmış. Kimileri, “Mert yine başladı,” demiş. Kimileri, “Robot mu? Sen mi?” diye alay etmiş. Ama Selim Bey, gülümsemiş. “Mert, güzel bir fikir. Ama robot yapmak kolay değil. Plan, malzeme, zaman lazım.”
“Biliyorum öğretmenim,” demiş Mert. “Ama ben yapacağım.”
Ada, arkadan, “Ben de yardım ederim,” demiş. “Robotun matematiğini ben çözerim.”
O akşam, Mert, odasına kapanmış. Çizim masasının başına oturmuş. Kağıtlar, kalemler, cetveller dağılmış. Robotun şeklini çizmiş. İki tekerlekli, gövdesi karton ve plastikten, kolları eski oyuncak parçalarından, başı bir eski lamba gövdesinden… Ama bir sorun varmış. Robot, hareket etmiyordu. Çünkü Mert’in elinde, motor yoktu. Gerçek bir motor. Pil ile çalışan, tekerleği döndüren bir motor.
Mert, annesine sormuş. “Anne, motor alabilir miyim?”
“Ne motoru?”
“Robot için. Elektrikli, küçük bir motor.”
Annesi, duraklamış. “Mert, o tür şeyler pahalı, şu an bütçemiz yeterli değil. Belki sonra.”
Mert, üzülmüş ama vazgeçmemiş. “Tamam anne. Başka yol bulurum.”
Ertesi gün, okulda, Mert, motor arayışına girmiş. Arkadaşlarına sormuş. “Eski oyuncaklarınız var mı? Bozuk, çalışmayan? İçinden motor çıkarabilirim.”
Kimileri, “Atarım, ne yapacaksın?” demiş. Kimileri, getirmiş. Ama getirilen oyuncakların motorları, ya çok küçükmüş, ya çalışmıyormuş. Mert, bir hafta boyunca, her gün yeni bir oyuncak parçalayıp denemiş. Ama hiçbiri, robotu hareket ettirecek kadar güçlü değilmiş.
Bir Cumartesi günü, Mert, şehrin eskici çarşısına gitmiş. Bu çarşı, eski eşyaların, antikaların, hurdaların satıldığı, dar sokakların arasında, tavanı brandayla örtülü, her köşesinde bir hazine gizliymiş gibi duran bir yerdi. Mert, annesiyle birlikte, tezgâh tezgâh dolaşmış. Eski radyolar, gramofonlar, saatler, lambalar, telgraf makineleri… Mert, her şeyi eline almış, kurcalamış, içini görmeye çalışmış.
Sonunda, köşedeki bir tezgâhta, eski bir oyuncak tren görmüş. Tren, paslanmış, rengi solmuş, tekerlekleri gevşemiş, ama hâlâ dimdik duruyormuş. Mert, treni eline almış. Ağır imiş. İçinde, bir motor olabilir mi? Tezgâhtaki amcaya sormuş. “Amca, bu tren çalışıyor mu?”
Amca, gözlüklerini düzeltmiş. “Çalışmaz o. On yıldır burada. Kimse almadı.”
“İçinde motor var mı?”
“Vardır herhalde. Eski bir marka. Sağlam yaparlar.”
“Ne kadar?”
Amca, duraklamış. “On yıldır burada. Sana beş liraya vereyim. Ama bozuk, haberin olsun.”
Mert, cebindeki harçlığı çıkarmış. Beş lira, tamamdı. Treni almış, koşarak eve gitmiş. O gece, treni parçalamış. Vida vida, somun somun. İçinden, küçük ama sağlam, gümüşi renkte, hâlâ dönen bir motor çıkmış. Mert, motoru eline almış, pille denemiş. Çalışıyormuş! Yavaş, ama güçlü. Robotun tekerleklerini döndürebilirmiş.
Mert, sevinçle zıplamış. “Oldu! Oldu!” diye bağırmış. Annesi, odaya koşmuş. “Ne oldu?”
“Motor! Robotun motoru!”
Annesi, gülümsemiş. “Aferin oğlum. Ama şimdi uyku vakti. Yarın devam edersin.”
Mert, yatağına yatmış, ama uyuyamamış. Gözlerini kapadığında, robotun parçaları, tekerlekleri, motoru, gözlerinin önünde dönüyormuş. Sabah olunca, hemen kalkmış, çalışmaya başlamış.

Mert ve Yıldız Robotunun İcat Öyküsü

Ama bu sefer, başka bir sorun çıkmış. Robotun gövdesi. Karton, çok zayıf imiş. Plastik şişe, hafif ama kırılgan. Mert, ne yapacağını bilememiş. Ada’ya sormuş. “Ada, robotun gövdesi neyden olsun?”
Ada, düşünmüş. “Hafif ama sağlam. Alüminyum?”
“Nereden bulayım alüminyum?”
“Bilmiyorum. Ama… babamın atölyesinde, eski bilgisayar kasaları var. İçleri boş. Onlardan parça kesilebilir mi?”
Mert, Ada’nın babasının atölyesine gitmiş. Ada’nın babası, tamirciymiş. Eski bilgisayarlar, televizyonlar, buzdolapları onun işiydi. Atölye, tel, devre, plastik, metal parçalarıyla doluymuş. Ada’nın babası, Mert’e eski bir bilgisayar kasasını göstermiş. “Bunu al. İçini boşalt, dışını kullan. Ama dikkat et, keskin kenarları var.”
Mert, teşekkür etmiş, kasayı eve taşımış. İki gün boyunca, kasayı ölçmüş, çizmiş, kesmiş, bükülmüş. Sonunda, robotun gövdesi oluşmuş. Kare şeklinde, gümüşi renkte, üzerinde düğmeleri, ışıkları olan bir gövde. İçine, motoru yerleştirmiş. Pilleri takmış. Düğmeye basmış. Motor, hafifçe vızıldamış. Ama robot, hâlâ hareket etmiyormuş. Çünkü tekerleklerle motor arasında bağlantı yokmuş.
Mert, bu sorunu çözmek için, bir hafta uğraşmış. Dişli çarklar, kayışlar, bağlantı telleri… Her denemede, bir şeyler düzeliyor, bir şeyler bozuluyormuş. Bazen gece yarısına kadar çalışmış. Annesi, odasına gelip, “Mert, uyumalısın,” demiş. Ama Mert, “Bir dakika anne, şu bağlantıyı yapayım,” diye cevap vermiş. Annesi, başını sallayıp gitmiş. Babası, kapıdan bakıp, gülümsemiş. “Bizim oğlum, bir gün gerçekten bir şey icat edecek.”
Sonunda, eski bir oyuncak arabadan çıkardığı dişli çarkları kullanarak, motoru tekerleklere bağlamış. Düğmeye bastığında, robot, hafifçe titremiş, sonra, yavaş yavaş, ilerlemeye başlamış. Mert, gözlerine inanamamış. “Hareket ediyor!” diye bağırmış. Robot, masanın üzerinde, yavaşça ilerlemiş, kenardan düşmek üzereyken, Mert onu tutmuş.
Ada, ertesi gün geldiğinde, robotu görünce, gözlüklerini düzeltmiş, sonra gülümsemiş. “Mert, bu gerçekten çalışıyor.”
“Evet!” demiş Mert, gözleri parlayarak. “Ama hâlâ eksikleri var. Konuşmuyor. Işık vermiyor. Dans etmiyor.”
“Bir adım bir adım,” demiş Ada. “Önce hareket etsin. Sonra gerisini düşünürüz.”
Mert, robotun kollarını yapmaya başlamış. Eski oyuncak robotun kollarını sökmüş, kendi robotuna takmış. Ama kollar, hareket etmiyormuş. Çünkü ikinci bir motor lazımmış. Mert, tekrar eskici çarşısına gitmiş. Bu sefer, eski bir uzaktan kumandalı araba bulmuş. İçinden, küçük bir servo motor çıkmış. Bu motor, kolları hareket ettirebilirmiş.
Ama yine para sorunu çıkmış. Mert’in cebinde, sadece iki lira varmış. Eskici amca, ona gülmüş. “Senin gibi bir çocuğu görmedim. Her hafta geliyorsun, bir şeyler alıyorsun, parçalıyorsun. Ne yapıyorsun acaba?”
“Robot yapıyorum amca. Bilim fuarı için.”
Amca, kaşlarını kaldırmış. “Robot mu? Vay be. Al, bu motoru sana bedava vereyim. Ama bir şartla. Fuarı kazanırsan, bana haber vereceksin.”
Mert, sevinçle zıplamış. “Söz amca!”
Motoru alıp eve dönmüş. Kolları takmış, bağlantıları yapmış. Robot, artık hem ilerliyor, hem kollarını kaldırıyormuş. Ama hâlâ konuşmuyordu. Mert, konuşma özelliğini, fuar için sonraya bırakmış. “Önce hareket etsin, ışık versin. Konuşma, ekstra.”
Işık için, eski bir el fenerinin ampulünü kullanmış. Robotun göğsüne yerleştirmiş. Pil bağlantısını yapmış. Düğmeye bastığında, robotun göğsünden sarı bir ışık parlamış. Mert, karanlık odada, ışığı kapatıp açmış. Robot, karanlıkta, bir fener gibi parlıyormuş.

Ama fuar tarihi yaklaşırken, Mert’in bir sorunu daha çıkmış. Robotun dış görünümü. Şu anki haliyle, karton, plastik, metal parçalarının bir araya getirilmesinden oluşan, biraz dağınık, biraz sakar bir şeydi. Jüri, bunu beğenir miydi? Mert, robotu boyamaya karar vermiş. Annesinden, boya kalemleri istemiş. Annesi, ona eski boya kutusunu vermiş. İçinde, kırmızı, mavi, sarı, yeşil, siyah boyalar vardı.
Mert, robotu gümüşi renge boyamış. Tekerlekleri siyah, gözlerini mavi, göğsündeki ışığı sarı yapmış. Sonra, üzerine, kendi çizdiği çıkartmalar yapıştırmış. Yıldızlar, gezegenler, roketler. Robotun adını da yazmış: “Yıldız”. Çünkü okulunun adı Yıldız’dı ve Mert, bu robotun, okulunu temsil etmesini istiyordu.

Mert ve Yıldız Robotunun İcat Öyküsü

Fuar günü gelmiş. Şehrin kültür merkezinde, devasa bir salon. Her okuldan, onlarca proje. Kimileri, volkan maketi yapmış. Kimileri, güneş sistemi. Kimileri, geri dönüşüm projesi. Mert ve Ada, robotu, küçük bir masanın üzerine koymuşlar. Yanında, proje açıklaması: “Yıldız Robotu. Hareket eden, ışık veren, kollarını kaldıran, geri dönüşüm malzemelerinden yapılmış bir robot.”
Jüri, masadan masaya dolaşıyormuş. Mert’in kalbi, göğsünde kuş gibi çarpıyormuş. “Korkma,” demiş Ada, elini omzuna koyarak. “Robotun çalışıyor. Hepsi yeterli.”
Jüri, Mert’in masasına gelmiş. Üç kişi. Biri, üniversiteden profesör. Biri, mühendis. Biri, şehir müzesinden küratör. Profesör, robotu incelemiş. “Bu malzemeler nereden?” diye sormuş.
“Geri dönüşüm amca,” demiş Mert. “Eski tren, eski bilgisayar kasası, eski oyuncaklar, eski el feneri. Hepsi çöptü. Ben, onları bir araya getirdim.”
Mühendis, robotun tekerleklerini çevirmiş. “Motor, eski bir oyuncak trenin motoru mu?”
“Evet. On yıldır çalışmıyordu. Ben temizledim, yağladım, çalıştırdım.”
Küratör, robotun göğsündeki ışığı açmış. Sarı ışık, salonun ortasında parlamış. “Güzel. Ama… bu robot, ne yapıyor? Yani, sadece hareket edip ışık vermekle kalmıyor, değil mi?”
Mert, duraklamış. “Şu an, evet. Ama… ama ben, ona daha fazla özellik eklemek istiyorum. Konuşma, dans, nesne tanıma. Sadece zaman ve malzeme lazım.”
Profesör, gülümsemiş. “Zaman ve malzeme. İşte icat budur. Sınırsız hayal, sınırlı kaynak. Aradaki boşluğu, yaratıcılıkla doldurmak.”
Jüri, kararını vermiş. Mert’in robotu, üçüncü olmuş. Birinci, bir lisenin karmaşık elektronik devresi. İkinci, bir ortaokulun rüzgâr türbini. Ama Mert’in robotu, “En Yaratıcı Geri Dönüşüm Projesi” ödülünü kazanmış.
Mert, ödülü alırken, gözleri dolu doluymuş. Ada, yanında, gülümseyerek duruyormuş. Selim Bey, arkadan, başını sallıyormuş. Mert, konuşma yaparken, sesi titremiş. “Bu robot, benim hayalim. Ama hayaller, tek başına gerçek olmaz. Annem, bana sabır verdi. Babam, bana inandı. Arkadaşım Ada, bana yardım etti. Eskici amca, bana malzeme verdi. Herkes, bir parçası bu robotun. Ve ben, herkese teşekkür ederim.”
O akşam, eve dönerken, Mert ve Ada, tramvayda oturuyorlarmış. Mert, ödülü, elindeki küçük kupayı tutuyormuş. “Ada,” demiş, “bu sadece başlangıç.”
“Biliyorum,” demiş Ada. “Sırada ne var?”
“Konuşan robot. Dans eden robot. Belki de, bir gün, insanlara yardım eden robot.”
“Uçuk kaçık,” demiş Ada, gülümseyerek.
“Hayır,” demiş Mert, ciddi ciddi. “Bütün icatlar, önce uçuk kaçık görünür. Sonra, birileri onları gerçekleştirir.”
Ada, başını sallamış. “O zaman, ben de matematiğini çözerim.”
“Anlaştık.”
O gece, Mert, odasında, robotun yanında oturmuş. Robot, masanın üzerinde, sessizce duruyormuş. Mert, ona bakmış. “Yıldız,” demiş, “sen, benim ilk robotumsun. Ama son değilsin. Daha büyükleri, daha iyileri gelecek. Çünkü ben, durmayacağım.”
Robot, cevap vermemiş. Ama göğsündeki sarı ışık, hafifçe parlamış. Sanki, “Ben de seninle gelirim,” diyormuş.

Mert, yatağına yatmış. Gözlerini kapatmış. Aklında, yeni projeler. Uçan robot, yüzen robot, bahçe sulayan robot, yaşlılara yardım eden robot… Hepsi, bir gün, gerçek olacakmış gibi duruyordu. Çünkü Mert, biliyordu ki, hayal kurmak, ilk adımdı. İkinci adım, o hayali parçalara bölmek. Üçüncü adım, her parçayı tek tek çözmek. Dördüncü adım, hepsini bir araya getirmek. Ve beşinci adım, asla vazgeçmemek.

Ve yaşadı, mutlu oldu. Hatta daha da mutlu oldu. Çünkü Mert, bir gün, gerçekten de robotlar icat etti. Ama en önemlisi, o küçük odada, eski parçaların arasında, kendi kendine öğrendiği şeydi: Hayal kurmak, bedava. Ama o hayali gerçekleştirmek, emek ister. Ve o emek, ne kadar zor olursa olsun, sonunda, bir ışık yakıyordu. Tıpkı Yıldız Robotu’nun göğsündeki sarı ışık gibi.

Bir varmış, bir yokmuş. İşte masal bu kadarmış. Kim dinledi, eline bir tornavida almış, kim anladı, dünyanın en büyük icatlarının, küçük bir odada, küçük bir çocuğun hayalinden başladığını görmüş. Çünkü her büyük mucit, bir gün, küçük bir çocuktu. Ve her küçük çocuk, bir gün, büyük bir mucit olabilir. Yeter ki, sormasın, kurcalasın, denesin, yanılsın, tekrar denesin. Ve asla, asla vazgeçmesin.

Benzer Masallar