Küçük Sincap Fındık ve Gizli Bahçe’nin Sırrı
Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yemyeşil uçsuz bucaksız bir ormanın en gür köknar ağacının kovuğunda, küçük bir sincap yaşarmış. Adı Fındık’mış. Fındık, kızıl-kahve tüyleri, iri meraklı gözleri ve hiç durmayan minik patileriyle ormanın en çalışkan, ama aynı zamanda ormanın biraz da en bencil hayvanıymış. Ne varsa kendine saklarmış, ne bulsa tek başına yermiş. “Ben buldum, ben yerim,” derdi dururdu. Öyle ya, kışın soğuğunda aç kalmamak için fazla fazla biriktirmek gerekirdi, değil mi?
Fındık’ın tek arkadaşı, ormanın en yaşlı ve en bilge hayvanı olan Gümüş Tüylü Baykuş Bilge Hanım’dı. Bilge Hanım, yüz yıldan fazladır o ormanın dallarında oturur, yıldızları seyreder, rüzgarın fısıltılarından haberler alırmış. Fındık her akşam, gün batımında onun yanına uğrar, ama asla cevizi ya da fındığı paylaşmazmış.
Bir sabah, güneşin ilk ışıkları çiy tanelerini elmas gibi parlatırken, Fındık sıradan bir gün sanıp ormanda koşturuyormuş. Derken, daha önce hiç görmediği, devasa yapraklarıyla gökyüzünü kapatan antik bir sarmaşığın ardında, kayalara gizlenmiş dar bir geçit fark etmiş. Merakı onu adeta içeri çekmiş. Geçitten süzülüp ilerlediğinde, gözlerine inanamamış! Ormanın tam ortasında, adeta peri masallarından fırlamış gizli bir bahçeyle karşılaşmış.
Bu bahçede, altın sarısı cevizler, morumsu kırmızı dutlar, iri beyaz mantarlar ve kokusu burnunu dolduran taze fındıklar varmış. Ağaçların yaprakları ışıldıyor, yer örtüsünü kadife gibi yumuşak yosunlar kaplıyormuş. Havada hafif bir ışıltı, büyülü bir parıltı dans ediyormuş. Fındık sevinçten havlamış neredeyse! “Bu benim! Hepsi benim!” diye düşünmüş. O günden sonra her sabah, diğer hayvanlar uyanmadan, sessizce bu gizli bahçeye gelip avuç avuç yiyecek biriktirirmış kendi kovuğuna.
Birkaç hafta böyle sürmüş. Fındık kendi kovuğu artık tıka basa doluymuş. Ama komşuları – minik tavşan Pamuk, meraklı kirpi Diken, neşeli serçe Cıvıldak – bakıyorlarmış ki Fındık zayıflamış, gözlerinin altı morarmış, ama neşeli neşeli dolaşıyormuş. Pamuk bir gün cesaretini toplayıp sormuş:
“Fındık, sen nereye gidiyorsun her sabah erkenden? Bizimle oynamıyorsun artık.”
Fındık, kuyruğunu sallayıp kurnazca gülümsemiş:
“Benim özel bir yerim var, Pamuk. Ama söyleyemem. Siz anlamazsınız. Orası benim sırrım!”
Pamuk’un kulakları üzüntüyle sarkmış. Diken de yaklaşıp eklemiş:
“Fındık, kış geliyor. Ben yiyecek bulamıyorum bazen. Senin fazlan var mı acaba?”
Fındık hemen cevap vermiş:
“Fazla mı? Yok, yok! Hepsi bana lazım. Her sincap kendi kışını kendi hazırlar, bilmez misin?”
Bilge Hanım, yüksek dalından tüm bunları seyrediyormuş. O gece Fındık yine yanına geldiğinde, sert ama sevgi dolu bir sesle demiş ki:
“Yavrum, orman tek bir ağaçtan ibaret değildir. Tek bir yaprak bahar getirmez. Sen o bahçeyi bulduğun gün, bahçe de seni seçti. Ama bir sırrın anlamı, onu paylaştıkça büyümektir.”
Fındık, Bilge Hanım’ın sözlerini kafasında bir süre döndürmüş ama tam anlamamış. “Paylaşmak mı? O zaman benim için kalmaz ki,” diye düşünmüş. Ertesi gün yine gizli bahçeye gitmiş.
Tam o gece, gökyüzü ansızın karardı, şimşekler çaktı, gök gürültüsü ormanı inletmiş. Şiddetli bir yağmur başlamış. Fındık kovuğunda güvende hissediyormuş kendini, ta ki sabah olup dışarı çıkana kadar. Gördüğü manzara karşısında patileri titremiş: gizli bahçeye ulaşan dere taşmış, su seller gibi akıyormuş! O muhteşem ceviz ağaçları, dutlar, her şey sular altında kalıyormuş. Fındık’ın yüreği parçalanmış. “Benim bahçem! Benim sırrım!” diye feryat etmiş.

O an, Bilge Hanım’ın sesi rüzgarla birlikte gelmiş:
“Yavrum, tek başına ne kadar kurtarabilirsin o bahçeyi?”
Fındık ağlayarak koşmuş önce Pamuk’un yanına:
“Pamuk, lütfen! Biliyorum sana kötü davrandım. Ama ormanda bir bahçe var, sular altında kalıyor. Senin güçlü arka ayaklarınla toprağı eşebilir misin?”
Pamuk, Fındık’ın gözlerindeki samimiyeti görünce hemen kabul etmiş. Sonra Diken’e koşmuşlar:
“Diken, senin dikenlerini çamura bularsak sırtınla harika bir set olur! Suyun önünü kesebiliriz.”
Diken de hiç tereddüt etmeden:
“Tabii ki yardım ederim! Hemen çamura bulanır, işe koyulurum.”
Cıvıldak havada süzülerek bağırıyormuş:
“Ben de dallardan haber veririm! Hangi dal kırılacak, nereden su akıyor, her şeyi görüyorum ben!”
Ve işte o gün, ormanın daha önce hiç görmediği bir dayanışma yaşanmış. Pamuk, güçlü ayaklarıyla toprağı eşiyor, suyun akış yönünü değiştiriyormuş. Diken ise sırtını yumuşacık çamura bulayıp taşıdığı çamurlarla minik minik setler, bentler yapıyormuş. Sırtındaki dikenler çamuru sıkıca tutuyor, Diken her seferinde minik bir barikat kurarak suyu bahçeden uzağa, güvenli kanallara yönlendiriyormuş. Cıvıldak gökten haber salıyor, Bilge Hanım ise gölgeli dallardan talimatlar veriyormuş. Fındık ise, minicik patileriyle yetiştiği kadar taş ve yaprak taşıyor, boğulmak üzere olan fidanları kurtarıyormuş.
Saatlerce süren çalışmanın sonunda, gizli bahçenin suyu çekilmiş. Ağaçlar zarar görmüş ama kökleri hala sağlammış. Fındık, bitkin bitkin yosunların üzerine oturmuş. Etrafına bakmış: Pamuk ter içinde ama gülümsüyor, Diken çamurla sıvanmış dikenleriyle gururla dikiliyor, Cıvıldak bir dalda neşeyle şarkı söylüyor.
Fındık’ın boğazında bir düğüm oluşmuş. “Ben… ben hepsini kendim için istedim,” demiş gözleri yaşlı. “Ama siz yine de geldiniz. Neden?”
Pamuk, Fındık’ın yanına yaklaşıp kulaklarını okşamış:
“Çünkü sen bizim arkadaşımızsın, Fındık. Arkadaşlar zor günde belli olur.”
O günden sonra Fındık her sabah gizli bahçeye gitmeyi sürdürmüş. Ama bu kez yanında Pamuk, Diken ve Cıvıldak da varmış. Bahçenin meyvelerini birlikte topluyor, birlikte yiyor, fazlasını ormandaki diğer hayvanlara dağıtıyorlarmış. Kış geldiğinde, bu kez tek bir sincap üşümüyormuş; hepsi birlikte, Fındık’ın artık çok daha geniş olan kovuğunda, sıcacık ateş başında hikayeler anlatıyorlarmış.
Bilge Hanım, yüksek dalından bu manzarayı seyrederken yavaşça gözlerini kapatıp mırıldanmış:
“İşte bahçenin asıl sırrı buydu, yavrum. Paylaşılan bir fındık, bütün ormana tat verir.”
Ve yaşadılar, mutlu oldular. Fındık öğrendi ki, bir sırrın gerçek büyüsü, onu sevdiklerinle paylaştığında ortaya çıkar. Ormanın yaprakları her sonbahar sarardı, her ilkbahar yeşerdi. Ve gizli bahçe, artık yalnızca Fındık’ın değil, bütün ormanın ortak hazinesi olarak, yüzyıllar boyu bereketini eksik etmedi.




